Tabii ki “O şimdi asker, canı neler ister…” gibi veciz sözler etmeyeceğim.
Beni sevenler için Status Quo’dan geliyor: In the army now…
Aralık 3 teslim; anlayana sivrisinek saz…
Bu yazıyı okuyanlar bunları da okudu:
Xasiork, tarafımdan geç keşfedilmiş, fantazi, bilimkurgu, polisiye ve korku türlerinde eserler içeren ve ülkemizde ihmal edilen bu tarzlarda yazan yazarları bünyesinde barındıran bir oluşum.
Xasiork.biz sitesinde… Mutlaka girip, incelemek ve üye olmak gerekli…
Aşağıdaki paragraf, siteden alıntılanmıştır.
Xasiork Ölümsüz Öykü Kulübü bir edebiyat oluşumudur. Faaliyetlerinin odak noktası “edebiyat”tır. Sanal ve gerçek dünyada yazar ve yazar adaylarının bir araya gelmesini sağlayarak, geçmişte çok örneği görüldüğü gibi edebiyat alanında iyi atılımlar yapılmasını sağlamaktır. Türkiye’de fantazi, bilimkurgu, polisiye, gerilim, korku gibi türlerin gelişimini amaç edinmiş, kendi hayal gücümüzün farkına varabilmek, bu türlerde hem ülkemizde hem yurtdışında söz sahibi olabilecek bir edebiyat oluşturmak için mücadele etmiştir…
Bu yazıyı okuyanlar bunları da okudu:
Ortanca Sanat ve Edebiyat Dergisi’nin şiir yarışmasında mansiyon ödülüne layık görülmüşüm.
Giresun’da yapılan ödül töreni ve etkinliklere katılamadım. Ödül plaketi ve belge bana teslim edildi. Ortanca Dergisi’ne ve jüri üyelerine teşekkürlerimizi sunuyoruz. Ödül alan şiiri telif hakkına saygımdan dolayı burada yayımlamıyorum. Bu arada bu tür güzel organizasyonları ve yarışmaları düzenli ve sürekli olarak duyuran bir sanat veya edebiyat sitesinin halen var olmayışının nedenini anlayabilmiş değilim.
Kısıtlı olan vaktimizde duyabildiğimiz az sayıda organizasyona ve yarışmaya katılabiliyoruz.
Size iki edebiyat sitesi önerebilirim ancak bunlar da ne yazık ki tam anlamıyla yeterli gözükmüyorlar: www.sanatkop.com ve www.edebiyatdefteri.com. Eğer sizin bildiğiniz herhangi bir kaliteli sanat veya edebiyat sitesi varsa burada reklamını yapmaktan mutluluk duyarım.
Sanat, edebiyat, kültür, yeni yayın, tıbbi herhangi duyurunuz varsa ve bunların geniş bir kesimi ilgilendireceğini düşünüyor iseniz yine bu sitenin kapıları size açık olacaktır.
Bu yazıyı okuyanlar bunları da okudu:
Başlık size “Bir Otostopçunun Galaksi Rehberi” filmini hatırlatabilir zaten oradan aşırdım ama şunu belirteyim ki o filmi hiç sevmem.
Biz de her akademik insanın geçmesi gereken merhalelerden geçmek mecburiyetinde olduğumuz için ÜDS (Üniversitelerarası Kurul Yabancı Dil Sınavı)’ ye girdik. Farkındaysanız, “ÜDS Sınavı” demedim aynen “ÖSS Sınavı” gibi gudik bir tabir olmayacağı gibi bu yazım da yanlıştır zira sınavın sınavı olmaz. Hayatımı sınavlarda tüketen biri olarak sınavlara bu hakareti ettirmem
ve “sınavı sınavı” yazdırmam, dedirtmem.
Bu yazım ve söyleyiş yanlışından daha doğrusu Türkçeyi yanlış kullanma örneğinden haraketle başka bir konudan bahsetmek istiyorum ama önce ÜDS konusunu bitirelim.
Buz gibi bir okul dersliğinde sınava girmiş olduğum için pek de mutlu değilim, itiraf edeyim. İşte size bazı sınav önerileri:
Sınavlara giderken mutlaka yanınızda bir palto, kazak vb. olsun. Ne zaman nerede donacağınız belli olmuyor. Dışarısı çöl sıcağından kavrulurken nedense okul derslikleri bazen soğuk olabiliyor!
Sınav salonu gözetmenleri! Allah aşkına gereksiz muhabbetlere girmeye çalışmayın. Biliyorum sabah sabah evinizden, sıcak yatağınızdan kalkıp geldiniz ama benim gibi artık sınavlardan bıkmış bir bünye de sizin gibi sabah sıcak yatağından kalkmış ve neredeyse 6 yıl sonra tekrar kurşun kalem ve silgi ile tanışmış durumda. Ben muhabbet edeceğiniz son kişi olabilirim. Gülümsemem tamamen nezaketim gereğidir yoksa sohbete katılma isteğim zerre kadar yoktur. Üç saat sınav sorularını cevaplayıp sonrasında İngilizceyi tamamen unutmak istiyorum.
Sınava giren arkadaşlar; lütfen evde sümüğünüzü silin de gelin. Tamam anlıyorum ben de lisedeyken sınavlarda bazen heyecanlanırdım ve benim de burnum akardı ama artık 30′lu yaşlara adım atmanın arefesindeyiz. Rica ederim sizin sümüğünüzün hışırdaması soru çözerken bizi fevkalade rahatsız etmekte. Burnunuzu iyice silin ve sonra sınav salonuna girin.
Sınavlarda artık tuvalete gitme hakkı verildiğini yeni öğrendim. Benim gibi ÖSS’de çişinin gelmesinden korkan ve bu önemli mevzuyu kitabında (bkz. Gelecek Yılın ÖSS Soruları) ayrı bir bölüm açarak detaylı anlatan bir birey bundan gerçekten mesut oldu. Her ne kadar üç saatlik sınav süremde bunu kullanma ihtiyacı hissetmesemde o soğuk sınav salonunda dakika başı çiş için kalkan insanlar adına sevindim.
ÜDS, içinde çok gereksiz sorular ve uzun paragraflar bulunan bir sınav. Bu sınavın neyi ölçmeye çalıştığını ben anlayamıyorum açıkçası. Eğer İngilizce düzeyimizi belirleyecekse, kendisi gayet gereksiz zira bizim tıp camiası olarak bütün kaynaklarımız ne yazık ki zaten İngilizce. Eğer bir makale yazma ya da araştırma yapma gereksiniminiz var ise İngilizce bilmek zorundasınız. Yurtdışında kursa veya kongreye katılacak bir de üstüne üstlük sunum yapacaksanız zaten İngilizce konuşmaya mecbursunuz. Her ne kadar kalbimiz Türkçemizin bilim dili olması için çarpsa da şu an için maalesef elimizden bir şey gelmemekte.
ÜDS için size iki çevrimiçi (online) kaynak öneriyorum: www.bademci.com ve www.remzihoca.com özellikle birincide gerçekten güzel hazırlanmış dilbilgisi (grammar) ve kelime (vocabulary) çalışma dosyaları var. Ayrıca geçmiş yıllarda çıkan sorular da konmuş. Hem de ücretsiz. Vakit bulup hepsine bakamadım ama bunun gibi siteleri hazırlayanları tebrik ediyor ve destekliyorum. Israrla savunuyorum; bilginin, ilimin yayılmasının tek yolu ücretsiz olmasıdır.
Şimdi sıra geldi başka bir Türkçeyi yanlış kullanım örneğine:
Benim de maalesef yeni öğrendiğim sık yapılan yanlışımız, Murat Bardakçı’nın HaberTürk’te yayımlanan “Tarihin Arka Odası” adlı uzun süren ama yararlı bilgiler edindiğimiz programının son bölümünde (03.10.2009) dile getirildi.
Efendim; yıllardır bildiğimiz “çaydanlık” kelimesi aslında yanlışmış. Doğrusu “çaydan” olmalıymış. -dan eki Farsça zaten “-lık” ekinin kattığı anlamı katıyormuş ve “çaydan” kelimesi zaten “çaylık” anlamı taşıyormuş. Yani “çaydanlık”, aslında “çaylıklık” demek ve yanlış. Mum demek olan “şam” kelimesinden “şamdan”ın türemesi gibi “çaydan” kelimesi de türemiş ve doğru kelime de buymuş.
Öğrenmiş olduk.
Aynı şekilde “hanedanlık” da yanlış kullanım. Haberiniz olsun.
Bu yazıyı okuyanlar bunları da okudu:
(EADV Summer School in July, 2009, Ghent, Belgium)
Belçika’nın Ghent ya da Gent ilinde 05-10 Temmuz 2009 tarihler inde EADV (Avrupa Dermatoloji ve Veneroloji Derneği) tarafından düzenlenen dermatopatoloji kursuna katıldık.
Bu yazıdaki resimlerin üzerine tıklayarak onları büyük boyutlarda görüntüleyebilirsiniz.
.
Maalesef, vaktimin kısıtlı olması nedeniyle çok fazla bilgi olamayacaktır bu yazıda ancak, yine de okumanız samimiyetle tavsiye edilir.
Belçika 3 büyük yönetim(hükümet)den oluşuyor: Flaman Bölgesi, Valonya ve Brüksel. Aslında siyasi fedaralitede 10 eyalete sahipler.
Belçika’nın büyük şehirleri (Bu kısım wikipedia’dan alınmıştır) :
- Brüksel (Brüksel Bölgesi)(1.006.749)
- Anvers (Anvers Eyaletinin başkenti) (457.749)
- Gent (Doğu Flandre Eyaletinin başkenti) (230.951)
- Charleroi (Hainaut Eyaletinde bir kent)(201.373)
- Liège (Liège Eyaletinin başkenti) (185.574)
- Brüj (Batı Flandre Eyaletinin başkenti) (117.351)
Kuzeyde Flamanca, güneyde Fransızca, başkent Brüksel’de ise Fransızca, İngilizce ve Flamanca konuşuluyor.
Toplam nüfusun % 60′ının ana dili Flamanca, % 39′unun Fransızca ve yalnızca %1′inin Almanca.
Ghent’e giderseniz, halkın pek de İngilizce’ye aşina olmadığını görürsünüz. Bir şey sorduğunuz vakit size gerçekten yardım etmek isteyen hatta Flamanca “çırpınan” yardımsever insanlar görüyorsunuz ama Flamancanız yoksa doğal olarak onları anlayamıyorsunuz.
Ghent, oldukça sessiz, sakin, çünkü tenha ama fevkalade turistik ve tarihi bir şehir. Aslında bizim anladığımız gibi ucu bucağı olmayan iller değil Belçika şehirleri. Zaten Belçika’nın topu topu 34 bin km kare yüz ölçümü var. On milyon nüfuslu bu ülkede kişi başı GSMH ise 31,500 dolar.
Ghent’teki binaların bir kısmının yüzyılları bulan yapım aşamaları varmış. Bazıları yeterli para bulunmadığından on yıllar hatta yüz yıllar sonra tamamlanabilmiş.
Oldukça yağmur alan yemyeşil ormanların, tarlaların ve parkların bulunduğu ülkede paganist kültüre sahip çıkılmış ki, zamanında bu bölgeye gelip hıristiyanlığı yaymak isteyen misyoner rahipler kanallara atılarak öldürülmüş.
İlk gün 28-29 dereceyi bulan hava sıcaklığı ilerleyen günlerde 19-20 dereceye düştü. Yağmurun bir yağıp bir durduğu hava ise bizi pek de bunaltmadan gün içinde değişimler gösterdi.
Lokantalarda turistlerin bedava alabileceği haritalarla şehrin tarihi merkezini rahatlıkla dolaşabiliyorsunuz. Bütün tarihi binalar bu haritalarda işaretlenmiş ve anlatılmış.
Ghent şehir merkezinde tarihi alışveriş merkezi, kale, saat kulesi ve kiliseler mevcut.
Kanallarda bot gezileri yapılabiliyor.
Şehri 1 euro ile kısa bir süreliğine dürbünden izleyebilirsiniz. İzlemeseniz de olur paranız cebinize kalsın pek de bir özelliği olmayan basit dürbün.
Kanallardaki su çok da temiz değil hatta arada koku da gelmiyor değil.
Oldukça tenha bir tarihi alanda dolaşmak insana huzur veriyor.
Aşağıdaki Ghent ve Brugge fotoğraflarından istediğinize şiddet uygulayarak görüntülenmesini sağlayabilirsiniz.
Sabahları ders, öğleden sonraları patoloji örnekleri, akşam ise gezi ile geçen günlerin ardından, Belçika’nın Gent, Brüksel ve incecik dantelleri ile ünlü Brugge şehrini fırsatınız olursa gezmenizi şiddetle tavsiye ediyor ve bu yazıyı çok da uzatmadan mecburen noktalıyorum.
Kısa notlar:
- Belçika’da otobüs/tramvay duraklarında saat listeleri mevcut. Bütün otobüsler daima zamanında geliyor! Yazan zamandan dakika bile sapma olmuyor!
- Atıştırmalık olarak sadece patates kızartması yeniyor.
- Waterzooi ve Scampi yenebilecek yemeklerden.
- Her ne kadar özel dense de asla ve asla Waffle yemeyin. Berbat yapıyorlar.
Bu yazıyı okuyanlar bunları da okudu:
Bu yazıyı okuyanlar bunları da okudu:
Biraz da Aşka Zaman Ayır, Engin Şenel’in ikinci kitabı. Yazar, ilk kitabı bir mizah kitabıyken bu sefer çok farklı bir tarzda karşımıza çıkıyor. Bu eser, herkes okusun diye yayımlanmış bir kitap da değil. Ona göre şiir, bir insanın duygularını yansıttığı anlık bir yoğunluk yansıması olduğundan, bir şiirin herkes tarafından anlaşılması, paylaşılması da beklenmemelidir. Beğenen bu kitabı okur, beğenmeyen ise beğenmesi umulan birine hediye eder.
Kitaplar raf doldurma aracı değildir. Bu nedenle bir kitabı olabildiğince çok kişiyle paylaşınız. Yazarın www.enginsenel.com ya da www.doktorengin.com sitesinden güncel bilgilerine, eserlerine eğer üşenmeyip koymuşsa ulaşılabilir. (Kitap arka kapağı yazısı)




